Co eki ne demek? Toplumsal dilin içinde görünmeyen bir ortaklık fikri
İstanbul’da sabah işe giderken metroda yan yana oturan iki kişinin sohbetini dinlerken sık sık dilin nasıl bir “birliktelik alanı” yarattığını düşünüyorum. Özellikle son yıllarda “co-” ile başlayan kelimeler daha çok dikkatimi çekiyor: co-working, co-parenting, co-existence, co-leadership… Bir gün bir toplantıda “Co eki ne demek?” diye sorulduğunda, aslında bunun sadece dilbilgisel bir mesele olmadığını, sosyal hayatın tam ortasında duran bir kavram olduğunu fark ettim.
Çünkü dil, sadece kelimelerden ibaret değil. Kimleri görünür kıldığı, kimleri görünmez bıraktığı, kimlere “birlikte olma” alanı açtığıyla da ilgili. İstanbul gibi çok katmanlı bir şehirde yaşayan biri olarak bunu her gün hissediyorum.
Co eki ne demek? Dilbilgisel kökenin ötesi
“Co eki ne demek?” sorusunun en basit cevabı, Latince kökenli “com- / co-” ön ekinin “birlikte, ortak, eş” anlamına gelmesidir. İngilizcede ve birçok Avrupa dilinde kelimelerin başına gelerek ortaklığı, paylaşımı ve birlikte hareket etmeyi ifade eder.
Örneğin:
- co-worker: iş arkadaşı
- co-author: ortak yazar
- co-exist: birlikte var olmak
- co-parent: ortak ebeveyn
- co-leader: eş lider
Bu kelimeler ilk bakışta teknik gibi görünür ama aslında çok daha derin bir anlam taşır: güç paylaşımı.
İstanbul’da bir dernek toplantısında bu kelimelerden biri geçtiğinde, içimde hep aynı düşünce oluşuyor: “Birlikte olmak gerçekten eşit olmak mı, yoksa sadece aynı alanı paylaşmak mı?”
Dilin toplumsal cinsiyetle ilişkisi: görünmeyen güç dengeleri
Toplumsal cinsiyet üzerine çalışan biri olarak sokakta en çok dikkat ettiğim şeylerden biri, insanların dili nasıl kullandığıdır. Özellikle “co-” yapılarında gizli bir eşitlik iddiası vardır.
Bir gün Kadıköy’de bir kafede iki genç kadın bir proje üzerinde konuşuyordu. Biri diğerine “co-founder olalım ama sen daha çok görünür tarafta ol” dedi. O an düşündüm: co-founder kelimesi eşitliği ima eder ama pratikte görünürlük hâlâ paylaşılmıyor.
İşte burada “Co eki ne demek?” sorusu sadece dilsel bir açıklama olmaktan çıkıyor, toplumsal bir sorgulamaya dönüşüyor.
Co-ekleri eşitlik vaat eder ama gerçek hayat her zaman o kadar simetrik değildir. Özellikle kadınların iş hayatında “co-” unvanları taşımasına rağmen karar alma süreçlerinde daha az görünür olması sık rastlanan bir durum.
İstanbul’da günlük hayat: birlikte ama eşit mi?
Her sabah metrobüse bindiğimde insanların yan yana ama aslında ayrı dünyalarda yaşadığını görüyorum. Kimisi telefonuna gömülmüş, kimisi düşünceli, kimisi sadece yorgun. “Birlikte var olmak” burada fiziksel ama duygusal olarak kopuk bir deneyim.
Co- kavramı bana bazen bu sahneleri hatırlatıyor. Çünkü teoride birlikteyiz ama pratikte ayrı ayrı taşıdığımız yükler var.
Bir gün iş yerinde “co-working” alanında çalışan farklı ekipleri izlerken, bir erkek çalışan ile bir kadın çalışan arasında görünmez bir iş bölümü fark ettim. Erkek daha çok sunum yapıyor, kadın daha çok arka plan işlerini organize ediyordu. İkisi de “co-worker” ama roller eşit değildi.
Co-working kültürü ve sınıfsal farklar
İstanbul’da co-working alanları son yıllarda çok yaygınlaştı. Fakat bu alanlar herkes için aynı anlamı taşımıyor. Bazıları için özgürlük, bazıları için geçici bir çalışma alanı.
Bir arkadaşım freelance çalışıyor ve sık sık co-working alanlarına gidiyor. Bir gün bana şunu söyledi: “Orada herkes eşit gibi ama aslında herkesin ekonomik gücü masanın üzerindeki laptop kadar farklı.”
Bu cümle “Co eki ne demek?” sorusunu daha da derinleştiriyor. Çünkü birlikte çalışma fikri, ekonomik eşitsizlikleri otomatik olarak ortadan kaldırmıyor.
Toplumsal cinsiyet perspektifinden co-parenting
Son yıllarda sık duyulan kavramlardan biri de co-parenting. Yani çocuğun bakımının iki ebeveyn arasında eşit paylaşılması. Teoride çok ilerici bir fikir.
Fakat sahada durum daha karmaşık. Bir sosyal hizmet projesinde çalışırken boşanmış ailelerle yapılan görüşmelerde sık sık şu tabloyla karşılaşıyorum: ebeveynlerden biri daha fazla yük alıyor, diğeri ise daha “sınırlı katılım” gösteriyor.
Bir kadın katılımcı şunu demişti: “Kağıt üzerinde co-parenting ama pratikte tek başıma ebeveynlik yapıyorum.” Bu cümle, kavramların gerçek hayatta nasıl eğilip büküldüğünü çok net gösteriyordu.
Co-existence: birlikte yaşamak ama nasıl?
İstanbul gibi çok kültürlü bir şehirde “co-existence” yani birlikte yaşama kavramı her gün yeniden sınanıyor. Farklı kimlikler, diller, yaşam tarzları aynı şehirde var oluyor.
Ama birlikte yaşamak sadece yan yana bulunmak değil. Bir gün Beşiktaş’ta bir sokak röportajını izlerken farklı yaş gruplarından insanların aynı soruya ne kadar farklı cevaplar verdiğini fark ettim. Aynı şehirde, aynı sokakta ama farklı gerçekliklerde yaşıyor gibiydiler.
Co-ekleri burada bir ideal gibi duruyor: birlikte ama eşit, birlikte ama saygılı, birlikte ama görünür.
Görünürlük ve sessiz gruplar
Toplumsal cinsiyet açısından düşündüğümüzde, bazı grupların “co-” yapılarında bile daha az görünür olduğunu söylemek mümkün. Özellikle kadınlar, LGBTİ+ bireyler ve göçmenler, birlikte olma kavramının içinde bile zaman zaman kenarda kalabiliyor.
Bir dernek çalışmasında göçmen kadınlarla yaptığımız görüşmelerde, “co-worker” olarak çalıştıkları halde iş yerinde karar süreçlerine dahil edilmediklerini anlatmışlardı. Bu durum bana sürekli aynı soruyu düşündürüyor: Birlikte olmak, gerçekten eşitlik mi sağlıyor?
Co eki ne demek? Sosyal adalet açısından yeniden düşünmek
“Co eki ne demek?” sorusu dilsel olarak basit görünse de sosyal adalet açısından oldukça güçlü bir tartışma alanı açıyor. Çünkü bu ek, birlikte olmayı, paylaşmayı ve ortaklığı temsil ediyor.
Ancak sosyal adalet perspektifinde önemli olan sadece birlikte olmak değil; bu birlikte olma halinin nasıl yapılandığıdır.
İstanbul’da sokakta yürürken bazen bir inşaatta çalışan işçileri, yanında ofisinden çıkan beyaz yakalıları görüyorum. Aynı şehirde, aynı hava altında ama tamamen farklı yaşam koşullarıyla yan yana duruyorlar. Bu da bana “co-existence” kavramının ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor.
Dilin dönüştürücü gücü
Dil sadece gerçeği anlatmaz, aynı zamanda gerçeği kurar. “Co-” ile başlayan kelimeler bize birlikte olmayı öğretir ama bu birlikte olmanın nasıl olacağına dair sorumluluğu da beraberinde getirir.
Bir gün metroda yanımda oturan iki genç, bir proje hakkında konuşuyordu. Sürekli “we are co-this, co-that” diyorlardı. Ama konuşma ilerledikçe biri diğerinin fikirlerini daha fazla bastırmaya başladı. O an fark ettim ki kelimeler eşitlik vaat ederken, davranışlar bambaşka bir gerçeklik yaratabiliyor.
Gündelik hayatta küçük çelişkiler
İstanbul’da en çok gözlemlediğim şeylerden biri de bu çelişki. İnsanlar birlikte çalışıyor, birlikte yaşıyor, birlikte üretmeye çalışıyor ama güç dengeleri her zaman eşit değil.
Bu yüzden “Co eki ne demek?” sorusu sadece bir dil sorusu değil, aynı zamanda bir etik sorudur.
Son düşünceler: birlikte olmanın sorumluluğu
Gün sonunda eve dönerken Boğaz’a baktığımda şunu düşünüyorum: birlikte yaşamak kolay değil. Co-ekleri bize bir ideal sunuyor ama bu idealin gerçekleşmesi emek, farkındalık ve sürekli bir sorgulama gerektiriyor.
İstanbul gibi bir şehirde bu sorgulama hiç bitmiyor. Metroda, sokakta, işyerinde, dernek toplantılarında… Her yerde aynı soru yeniden karşımıza çıkıyor: birlikte miyiz, yoksa sadece yan yana mı duruyoruz?
Ve belki de en önemli soru şu: birlikte olmayı gerçekten eşitlik üzerine kurabiliyor muyuz?
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Avenuehotel olarak “Co eki ne demek” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.